OKUL SALDIRILARI ÜZERİNE…

Kamu İlişkileri

Bu hafta yaşanan elim okul saldırılarının derin üzüntüsünü tüm halkımızla paylaşıyoruz.

Tüm dünyada yükselen şiddet ve akran zorbalığı, gençlerin ve toplumun karşısındaki en ciddi tehlikelerden biri haline gelmiştir. Bu sorun, bugün toplumu derinden sarsan olaylarla gündemin ön sıralarına taşınmış olsa da aslında on yılı aşkın bir süredir tırmanmakta, pek çok genci ve aileyi şiddet, saldırı ve intihar vakaları ile yüz yüze bırakmaktadır. Çok katmanlı ve çok eksenli yapısı nedeniyle tek bir çözümü olmayan bu sorunla bütün dünya mücadele etmektedir. Güvenlik önlemlerinin artırılması, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi ve risk altındaki gençlerin çevrimiçi ortamda takip edilmesi kısa vadede katkı sağlayabilir; ancak uzun vadede şiddet ve zorbalık kültürüne karşı, tüm halk birleşmekten başka kesin bir çözümü de yoktur. Bu süreçte en az işe yarayacak şey ise günah keçileri yaratarak sorunu yapay biçimde basite indirgemektir.

Saldırıların yarattığı derin şokun yanı sıra, bu süreçte bazı haber kanalları ve gazetelerin yayın tercihleri kamuoyunda ayrıca üzüntü ve kaygı yaratmıştır. Okul saldırıları Türkiye için görece yeni bir olgu olsa da, dünyada bu konuda uzun yıllara dayanan kapsamlı bir bilgi birikimi bulunmaktadır. Bu birikim, söz konusu olayların nedenleri, sonuçları ve bu tür durumlarda izlenmesi gereken iletişim yaklaşımı konusunda önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Bu çerçevede en kritik hususlardan biri, saldırıyı gerçekleştiren kişilere ait bilgilerin, fotoğrafların, aile detaylarının ve eylemin nasıl gerçekleştiğine dair unsurların kamuoyuyla paylaşılmaması gerekliliğidir. Bunun yerine, haberlerin odağının yaşanan kayıplara ve toplumsal dayanışmaya yöneltilmesi önerilmektedir. Çünkü bu tür olayların taklit edilme riski bulunmaktadır. Nitekim Maraş’taki saldırıyı gerçekleştiren gencin, bir gün önce Urfa’daki saldırıyı takip ettiği ve bundan etkilendiği ifade edilmektedir.

Vicdanlı insanlar bu olayları lanetlerken, zorbalığa yatkın bireyler ve onların oluşturduğu gruplar bu şahısları kahramanlaştırmakta ve onlardan ilham almaktadır. Medyanın saldırganların fotoğraflarını yaygın biçimde paylaşması yeni saldırıları teşvik edebilmektedir. Aynı şekilde, doğrulanmamış bilgilerle yapılan hızlı haber paylaşımları toplumda kaygıyı artırmakta ve yanlış yönlendirmelere yol açabilmektedir.

Olay görüntülerinin yayınlanmaması yönünde açık bir yayın yasağı bulunmasına rağmen,başta sosyal medya platformları olmak üzere pek çok mecra bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmemiştir. Bu tür hassas durumlarda herkesin daha dikkatli ve sorumlu bir iletişim yaklaşımı benimsemesi büyük önem taşımaktadır.

İnternet üzerinden zorbalık eğilimli gençlerin kurduğu grupların hem birbirlerini hem de çevrelerindeki kişileri radikalize etmesi, sektörümüzün uzun yıllardır dikkat çektiği ve mücadele ettiği bir sorundur. Bu yapılar, oyun topluluklarını hedef almakta; oyunculara, oyun şirketlerine ve yöneticilerine açıkça siber zorbalık uygulamaktadır. Popüler oyunların geliştiricileri bu grupları kendi topluluklarından ve platformlarından uzaklaştırmak için ciddi çaba ve kaynak harcamaktadır. Her yıl milyonlarca oyuncu bu nedenle platformlardan yasaklanmakta; ancak yeni hesaplar açarak oyuncu topluluklarımıza zarar vermeye devam etmektedirler. Bu konuda oyun şirketleri ile kamu kurumları arasında kurulacak ortak bir eşgüdüm mekanizmasına ihtiyaç vardır. Bu tür kişi ve grupların oyun şirketleri tarafından desteklendiklerini ya da kabul edildiklerini düşünmek gerçeklikten tamamen kopuktur. Hiçbir oyun şirketi, büyük yatırımlar yaptığı ve gelir elde ettiği alanın bu tür zehirli yapılarca işgal edilmesine razı olmaz. Ancak bu mücadele, tüm toplumca sahiplenilmediği ve kapsamlı bir bilinçle, kamu ve sivil toplum işbirliğinde yürütülmediği sürece bireysel çabalar yetersiz kalacaktır.

Bu bağlamda, emniyet güçlerimizin söz konusu gruplara yönelik harekete geçmiş olmasından memnuniyet duyuyoruz. Öte yandan bu grupların doğrudan kapatılmasının bazı sakıncalar doğurabileceğini de belirtmek gerekir; zira bu grupların veya sohbet platformlarının kapatılması bireylerin varlığını ortadan kaldırmamakta, aksine onları internetin çok daha karanlık köşelerine sürerek takip edilmelerini güçleştirmektedir. Emniyet birimlerimizde acilen siber zorbalık birimleri kurulmasını, bu birimlerin söz konusu grupları gizli kimliklerle takip ederek aktif kişileri tespit etmesini, risk değerlendirmesi yapmasını ve bu gençlere suça sürüklenmeden önce psikolojik destek, rehberlik ve sosyal yardım hizmetleriyle ulaşılmasını çok daha etkili bir yöntem olarak değerlendiriyoruz. Emniyet güçleri ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında kurulacak ortak bir çalışma mekanizması, zorbalıkla mücadelede alabileceğimiz en güçlü önlemlerden biri olacaktır. Biz de sektör olarak bu konuda elimizden gelen her türlü yardımı sağlamaya hazırız.

Bu süreçte bazı yayın organlarının, oyunlara yönelik bilimsel gerçeklikten uzak, düşmanca ve bilinçsizce yürüttüğü karalama kampanyasının, hiçbir zaman anlayamadıkları genç izleyici kitlesini onlara geri kazandırmayacağını da hatırlatmak istiyoruz. Bu mecralar, oyunlar bir gün yasaklanırsa gençlerin yeniden kendilerini izleyeceği beklentisinden artık vazgeçmelidir. Bu denli elim bir olayda dahi kendi çıkarlarını ön planda tutan bu yayın organlarını, tüm oyuncular adına gerçeklere odaklanmaya davet ediyoruz. Açık psikolojik sorunları olan iki gencin silaha erişebilmiş olması, aile ve sosyal çevrelerindeki dışlanmışlık, derin sorunlar ve zorbalık gruplarında radikalize edilmiş olma ihtimali, bu trajik olayı birlikte yaratan etkenlerden bazılarıdır. Bu çok katmanlı sorunla yüzleşmek yerine, gerçeklikten kopuk oyun karşıtı korku propagandasına ve konuya hakim olmayan "uzmanlarla" saatlerce süren korkutma çabalarına başvurmak, sorunu çözmek bir yana, daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Bugüne dek güvenilir kurumlar tarafından yürütülmüş ve bilimsel kabul görmüş tüm araştırmalar, şiddet içerikli oyunlar ile suç teşkil eden şiddet eylemleri arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunmadığını ortaya koymaktadır. American Psychological Association’ın (APA) 2015 yılında yayınladığı 150’den fazla araştırma raporunu ve 400’den fazla etki büyüklüğünü içeren raporu (Link) suç teşkil eden şiddet ya da suça yönelim ile şiddet içeren oyunlar arasındaki bir bağa yönelik kanıt olmadığını ortaya koymuş, araştırma 2020 yılında yenilenerek bu sonucu ikinci kez onamıştır (Link). Oxford Üniversitesi 2019 yılında kendi bünyelerinde yapılmış araştırmalara dayanarak yaptığı açıklamada (Link), açık olarak şiddet içerikli oyunlarda geçirilen süre ile ergenlerdeki agresif davranışlar arasında hiçbir bağ bulunmadığını açıklamıştır.

Tüm dünyanın 90'lı ve 2000'li yıllarda tartışıp sonuca bağladığı bu meseleyi, sanki yeni ortaya çıkmış bir gerçekmiş gibi kamuoyunun önüne getirmeye çalışmak; hem sorunun gerçek nedenlerini gizlemekte hem de kuşaklar arasında derin bir kırılmaya zemin hazırlamaktadır.

Öte yandan, oyun karşıtlığından siyasi çıkar sağlamaya çalışan aktörlere şunu hatırlatmak isteriz: Bugün 16-20 yaş aralığında olan ve bir sonraki seçimlerde ilk kez sandığa gidecek milyonlarca genç, yüzde doksanın üzerinde bir oranla oyun oynamaktadır. Bu gençler, hem oyunları, hem de zorbalık sorununu bu aktörlerden çok daha iyi tanıyan bireylerdir.

Aylardır, konuya hakim kamu kurumları ve yasa yapıcılarla birlikte, gençlerin ve çocukların yaşlarına uygun ve sağlıklı gelişimlerine katkı sağlayacak içeriklere erişimlerine yönelik ciddi önlemler getiren değerli bir yasama sürecini yürütmekteyiz. Bu süreci asıl odağından uzaklaştırmak ve yasakçı zihniyetleri beslemek amacıyla dile getirilen söylemler, yalnızca çözümü zorlaştırmaktadır.

Bu konuda oyun sektörü olarak, her zaman olduğu gibi üstümüze düşen sorumluluklardan kaçınmayacağımızı, ergenler arasındaki zorbalık ve siber zorbalıkla mücadelede kamu kurumlarıyla daha güçlü bir iş birliği içinde çalışmayı sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşırız. Bu trajik olayda kaybettiğimiz canlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılarımıza ise acil şifalar diliyoruz.

Tüm halkımızın başı sağ olsun.